Dokuz Eyül Üniversitesi Marka Elçisi Mert Küçükyumuk'un gözünden Final Four macerası...
Güneşli bir gün, arkadaşlarla soğuk öğrenci evinde otururken bir telefon çalar, telefonun ucunda da benim uniclub'a girişimi sağlayan mülakatı yapan Beste, der ki; Berlin'e gidiyoruz.
Pek beklemediğim anda gelen ve anlamamın üç gün sürdüğü bir haber! Evet Final-Four'a gidecek olan şanslı Marka Elçisi bendim. Önce çok heyacanlandım, ardından internete girip hangi takımlar gidiyormuş, nasıl oluyormuş, daha önceki Final-Four'lar nasılmış, incelemeye başladım.
Ardından yazışmalar, evrakların toplanması ve vizenin gelmesinden sonra kendimi bir anda İstanbul uçağında buldum. Ve bir gün sonra Atatürk Havalanın'da Berlin yolunda :)) İlk başta kim geliyor, orada nasıl bir program olacak, maç dışında napacam, nasıl gezeceğim gibi kafamda bir sürü soru işareti vardı. İşlemlerden sonra uçağa binme kuyruğunda şöyle bir etrafıma bakındım, bekleyen insanları süzdüm önce inanmada zorluk çektim ama gördüğüm kişiler şunlardı: Ergin Ataman, Tuncay Özilhan, Turgay Demirel, Efes Pilsen'in çeşitli seviyelerdeki üst düzey yöneticileri, ünlü gazeteciler, ünlü spor adamları şu an için aklıma gelenler. Bu kadroyla aynı uçaktaydım, o zaman anladım ki bu gezi benim için çok enterasan ve heyecan verici olacak.Daha önce yurt dışına çıkmıştım ama bu sefer ki farklı olacaktı ve oldu da. Berlin'e vardık, güzel bir araçla otelimize gittik. O güne kadar kaldığım değil, gördüğüm en güzel otellerden biriydi. Uçakta benim gibi video sayesinde gelen bir arkadaşla hayran hayran etrafa bakıyorduk. Ama kaybedecek zamanımız yoktu ve bir an önce Berlin'i keşfetmemiz gerekiyordu. Maça gidene kadar ki zamanı hiç durmadan Berlin'i keşfetmek için harcadık.
Ardından o zamana kadar gördüğüm en güzel, en teknolojik ve en büyük Arena olan O2 World'e gittik, hiç sıra beklemeden VIP kısmındn salona geçtik. Maçlar inanılmaz heyecanlaydı özellikle Panathinaikos- Olympiacos maçı hem seyirci açısından hemde maçtaki rekabet açısından herhangi takımın taraftarı olmama rağmen inanılmaz heyecan vericiydi.
2.gün serbest gündü, hiç kalkmadığım kadar erken bir saatte kalkıp , Berlin'i dolaşmaya başladık, Avrupa'nın en büyük alışveriş merkezini, Berlin'deki önemli meydanları, tarihi eserleri, müzeleri gezdim, ilginç yemekleri tattım, Türkler'in yaşadığı yerleri gördüm, bir çok insanla konuştum, onların hikayelerini dinledim, yaşadığım en dolu geçen günlerden biriydi. Ardından final günü geldi çattı. Maçlara gitmeden kalan az da olsa zamanımızı Berlin'in görmediğimiz taraflarını gezerek geçirdik ve final maçlara geçtik.Barcelona Panathinaikos'u yenerek Avrupa 3.sü oldu, finalse inanılmaz bir çekişmeye sahne oldu. Panathinaikos-CSKA Moskova son saniyelere kadar birbirlerini kovaladılar, maç sonunda çok az bir farkla gülen taraf Panathinaikos oldu. Final maçı öncesi VIP tarafa gelen Barcelona oyuncularıyla çekildiğim fotoğraflar, çeşitli ünlülerle çekildiğim fotoğraflar, maçlar sırasında çektiğim fotoğraflar, videolar o günden kalan hatıralarım. Hala arada sırada fotoğraflara bakıp yaşadığım rüya gibi 4 günü tekrar yaşıyorum.
Bu imkanı bana sağlayan Efes Pilsen'e, Uniclub çalışanlarına ve video çalışmasında büyük emekleri olan juniorlarım Hakan ve Aylin'e çok teşekkür ederim. Ayrıca gezi boyunca çok eğlendiğim Beste ve Ömer'e de şükranlarımı yolluyorum, unutamadığım bir anı olarak da bu işe başlamadan bana o gergin mülakatı Beste'nin yaptığını uçakta öğrenmiş olmamda bana ayrı bir heyecan kattı.
Bu sene de Paris'te görüşmek umuduyla...
9 Eylül Üniversitsi Marka Elçisi Mert Küçükyumuk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder